Canı Sıkkın Çocuklar... Çocuklarımız...


Maymun iştahlı olmak nedir?

Kötü bir şey midir?

Türk Dil Kurumu'nun sitesinde maymun iştahlı deyimi şöyle açıklanmıştır:

"Sürekli olarak bir iş üzerinde durmayan kişi."

Sürekli olarak bir iş üzerinde duramayan kişide ne eksiktir?

Odak!

Peki bir işe odaklanmanın hammaddesi nedir?

Sabır!

Maymun iştahlılık, bir işe odaklanacak kadar sabrın olmaması durumu sayılabilir mi?

Çocuklar maymun iştahlı olma konusunda uzmandırlar. Bana göre maymun iştahlılığın iki yönü vardır.

İlki, insanın bebeklik döneminden ergenlik dönemine kadar olan sürede maymun iştahlılığı gereklidir. Çünkü insan merakıyla doğar ve büyür. 5 yaşında bir çocuğu bir gün top oynarken görürken diğer gün bahçede doğayla haşır neşir görebilirsiniz. Bir gün astronot olmak istediğini söylerken, sonraki gün polis olmak isteyebilir.

Çocuklar, denemeyi sever. Kendi haline bıraksanız etraflarında olan tüm materyalleri denerler. Bunun altında yaratıcılık vardır. Çocuklar, önce meraklarıyla keşfeder sonra keşfettiği ile kendi "şeylerini" yaratır.

Çocukların maymun iştahlılık yapma nedenleri nelerdir?

Çocuğun;

canı sıkılır,

eğlenebileceği başka bir şey arar,

merakının yönü değişir,

karnı acıkır,

çişi gelir ve belki sayacağımız onlarca farklı nedenlerden dolayı maymun iştahlılık yapabilir.

Maymun iştahlılık bir çocuk dünyaya adapte olma çağına gelene kadar çok yararlıdır. Merak ve keşif dürtüsünü güçlendirir ve bunu yaşamı boyunca kullanabilir.

Benim için maymun iştahlılığın ikinci yönü ise, insanın ergenlik döneminde yani aslında eğitim sisteminin içerisinde ele alınmalıdır. Eğitim sisteminin içerisinde 3-4 yıl vakit geçirmiş ve yaşamda kendi başına var olabilecek bilgi birikimine sahip olmaya başlamış bireylerde yani ergenliğe girmiş çocuklarda maymun iştahlılık, tehlikeli bir hal alabilir.

Ergenliğe girilen yaş Türkiye'de ortaokul seviyesindeki çocuklardır. 6, 7 ve 8.sınıftaki öğrencilerimizdir.

Malesef, bu yaşlarda çocuklarımızın sahip olduğu büyük bir sorun var.

Can sıkıntısı.

Çocuklarımızın canı çok çabuk sıkılıyor.

Bir işe başladıklarında, o işi yarım yamalak bırakıp gittiikleri şeyler o kadar fazla ki...

Öğretmenlerin verdiği ödevler, internetteki hazır sitelerden çıktı olarak alınıyor.

Kitap sınavlarına girmeden önce kitabı okumak yerine, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 100 temel eserlerinin özetlerinin çıkarıldığı sitelerden okuyup sınava giriliyor.

Bir spor branşına başlayıp onu bitişi arasında geçen ders süresi en fazla 3. 3 dersten sonra öğrenciler katılım sağlamıyor.

Ben okulda Karate derslerine başladığımda, 300'ün üzerinde kayıt almıştım. Tabi herkes çok şaşırmıştı gelen ilgiden dolayı ama ben bu sayının 1 ay içinde 50-60 kişiye kadar düşeceğinden adım gibi emindim.

Ki öyle de oldu.

Çünkü öğrencilerin içinde merak dürtüsü hala var. İlgilerini çeken bir konuyu merak ettiler ve keşfetmeye çıktılar. Sonra da büyük bir çoğunluk vazgeçti.

Karate'yi daha 2. ve 3. dersten bırakan öğrencileri anlayabiliyorum. Belli ki sevmediler. Bekledikleri gibi değildi ve ayrıldılar.

Fakat bir de 1 yıl sonra bırakan ya da kuşak atlayıp bırakan öğrenciler var. Bu öğrencilere baktığımda sadece Karate'de değil, diğer yaşamlarında da bu tutumlarını gösterdiklerini görüyorum. Karate'yi bırakıp yerine neyi aldılar diye merak ettiğimde, öğrencilerin haftada 2-3 saatlerini ayırdıkları etkinlikleri yerine bomboş 2-3 saat ile doldurduklarına şahit oluyorum.

Çocukların, yaptıkları maymun iştahlılıkların temelinde aslında yeterince gelişmemiş sabır dürtülerinin olduğunu düşünüyorum. Sabır, yaşamın temelidir.

Diyelim çok sabırlıyız. Canımız hiç sıkılmaz mı?


Can sıkıntısı dediğimiz duygu asla yok olmaz. Dünyanın en mükemmel hayatını yaşıyor bile olsak, can sıkıntısını hissettiğimiz bir an gelecektir. Bu olması gerekendir. İnsanlığı bir üst basamağa çıkaracak olan şey bu olağanüstü histir. Can sıkıntısı, insanlığın kaderidir.

Bir işte can sıkıntısı hissettiğimiz halde o işi yapmaya devam etmek, çocukluğumuzda kazandığımız bir davranıştır. Sabır, aile ve çevrenin eğitimi ile mümkündür.

Doğa ile büyüyen çocuklar değiliz ama doğanın yasaları mutlak bir sabrın ve milyonlarca can sıkıntısının sonucunda bize hayatı sunar. Bir tohum, daha hızlı büyümek istemez. Tohumun tek derdi, varoluşunda olan bilgiyi büyüyerek eyleme dönüştürmektir. Toprakla, böcekle, sıcaklıkla, ışıkla olan amansız bir mücadele sonucunda tohum filizlenir ve büyür.

Mevlana'nın harika bir sözü var.

"Sıradan otlar bir ayda yetişir. Gül koklamak istiyorsan bir yıl bekleyeceksin."

Çocuklarımızın gül koklaması için, aileler ve çevrenin ellerini taşın altına koymaları gerekir. Ortaokul çağındaki çocuklar, bir işi sürdürebilmek için bazen takdir edilmek isterler. Ailelerinin gözlerinin içine bakarlar ve "Aferin!" sözcüğünün çıkmasını beklerler. Milyonlarca kişinin desteği, bir babanın sırtını sıvazlamasından daha büyük değildir çocuklar için. Çocuklar en büyük desteklerini ailelerinden alırlar. Canları sıkıldığında ailelerinin onlara duyduğu güven tekrardan başlatır yaptıkları işe çocukları.

Gözlemledim ki; öğrencilerimin ailelerinin bir kısmı çocuklarına sözle ve bedensel olarak destek verirken bir kısmı çocuğunun ne yaptığının farkında bile değil. Çocuklar, ailelerinden destek gördüklerinde yaptıkları işe çok daha sıkı sarılırlar.

Kendi hayatımdan örnek vermek istiyorum.

Babam, beni istediğim kursa gönderirdi. Ben de çok maymun iştahlılık yaptım. Fakat gitar ve Karate konusunda yapmadım.

Gitar kursuna kendi isteğimle başladım ve 6 yıl aralıksız kurs aldım. Bu süreçte, bırakmak istediğim anlar oldu mu? Sürüyle! Çünkü gitar hocam, beni çok zorluyordu ve o zamanlar farketmemiştim ama şimdi gitarı her elime aldığımda gitar hocama dua ediyorum. O bana sadece gitarı değil, müziğin matematiğini daha doğrusu müziğin bir matematik olduğunu öğretmişti.

Bırakmak istediğimde evde ağlamaya başlıyor ve hasta numaraları yapıyordum ama babam pek yemiyordu. Beni kursa devam etmem için zorluyordu.

Benim bu ara ara serzenişlerim olsa da gitar kursunu bırakmamamın daha derin bir nedeni var. Evde gitarı ne zaman elime alsam, babam işini gücünü bırakıyor ve beni dikkatlice dinliyordu. Klasik parçaları çalmaya başladığımda, parçayı yanlış çalsam da beni tebrik ediyor ve kendi sevdiği şarkıları bana söyletip tekrardan büyük bir aferin diyordu. O zamanlar rahmetli babaannem bana her şarkı çalmaya başladığımda beni durdurup "Yavrum sen daha küçüksün şarkı söyleme..." diyordu. Annem de şarkı söylerken sürekli ağzıma yemek tıkıştırıyordu. Anlaşılan sesim pek de güzel değildi. Fakat babam bütün işini gücünü bırakıp beni dinliyor, ne olursa olsun beni kutluyordu. İşte bu nedenle gitar kursuna devam ettim. Çünkü babam bana güveniyordu.

Can sıkıntısı, yeni yaratılacak olanların habercisidir. Yeter ki öğrencilerimize yaptıklarından dolayı güven duyalım. Onların destekçisi olalım.

Çocuklar!

Sizler de bilin ki, dünyadaki en büyük başarılar en büyük çabaların ve sabrın sonucudur. Canınız sıkıldığında biraz geri çekilin ama asla vazgeçmeyin. Sürecin size öğreteceği çok önemli dersler vardır.


52 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Son Yazılarım

  • Beyaz Facebook Simge
  • Beyaz YouTube Simgesi
  • Beyaz Instagram Simge