21. Yüzyılda Öğretmenlik


21.yüzyılımıza takmış durumdayım. Çünkü bu yüzyılda gerçekleşecek olaylar, geçmişte hiç olmadığı kadar büyük yıkımlara sebebiyet vereceği gibi, insanlığı ve dünyayı kimsenin hayal bile edemeyeceği noktalara taşıyacaktır. Bu nedenle hazırlıklı olunmalı ve geleceği tüketen bir topluluk olmaktansa geleceği tasarlayan bir toplum olmak için çalışılmalıdır.

Dün 24 Kasım'dı. Yani "Öğretmenler Günü". Sağ olsunlar, öğrencisinden müdürüne, velisinden ana akım medyaya kadar herkes bugünü özenle kutladı.

Atatürk'ün "Benim en önemli özelliğim; öğretmenliğimdir." sözü ve yaşamının büyük bir kısmının arkadaşlarından ailesine, askerinden topluma eğitim ile geçtiğini düşünürsek; Türkiye Cumhuriyet'i devriminin bir kültür ve eğiim devrimi olduğunu anlarız. Ki zaten yine Atatürk; "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür." demiştir. Hatta 1939 yılında John Dewey tarafından hazırlanan "Türkiye Maarifi Hakkında Rapor" da belirtildiği gibi, "Eğitim; Türk kültürünün ve Türkiye Cumhuriyeti'inin bir kültür sorunudur bu nedenle "Kültür" kavramı içerisinde yer almalıdır." cümlesinden de bunu görmek mümkün.

Cumhuriyetimizin ilk yıllarından 2000'li yıllara kadar, öğretmenlik bilginin kaynağı ve toplumu yükselten, toplumun sadece akademik değil, sportif, sanatsal ve teknoloji ihtiyaçları için yönlendiren kişi olarak görülürdü. Bir öğretmen, şehirde ya da köyde olsun farketmez; bulunduğu okulda öğrencilerin ve velilerin ondan bilgi ve etkinlik ihtiyaçlarını talep ettiği ve öğretmenin bu talepleri karşıladığında, toplumda büyük karşılık bulduğu görülmekteydi. Özellikle cumhuriyetin ilk yılları, eğitim ve kültür devriminin en yoğun sahne bulduğu yıllardı. Köy Öğretmenleri, Köy Okulları, Köy Enstitüleri, Üniversite devrimi, Liselerin yaygınlaşması, okuma-yazma seferberliği, halkevleri, Tarih Tezleri, yurtdışında parlak gençlerin gönderilmesi, yeni alfabe, Ortadoğu ülkelerine öğretmen ve doktor gönderilmesi gibi sayısız girişim Türkiye Cumhuriyeti'nin köklerini oluşturmuştur.

Öğretmen, toplumun bilgi seviyesini artırırken aynı zamanda toplumun kültürel seviyesini de yükseltme rolünü sahiplenmişti. Eskilerin "Biz öğretmenimizi görünce saygıdan konuşamazdık." demesi sadece dayak değildir. Öğretmen, o insan için daha yüksek kabiliyetli ve yüksek kültürlü bir insandır. Öğretmenler, toplumun da medeniyete hizmet eden hale gelmesi için önemli bir çaba sarfetmekteydi.

Sonra 21.yüzyıla girdik.


Bilim patlaması; teknoloje olan ilgiyi artırdı. Teknoloji ise önce insanların işlerini kolaylaştırmak üzerine, otomasyon ve robotların programlamasını kapsarken, iş bambaşka bir boyut kazandı.

Bu boyut İLETİŞİM araçlarındaki durdurulamaz dönüşümdü!

Modemler kablosuzlaştı, internet yayıldı, telefonlar sadece birileriyle konuşmak için değil insanın psikolojik her ihtiyacına cevap veren, onu ondan daha iyi tanıyan, alışverişinden oynadığı oyundaki davranışına kadar her şeyi raporlandıran bir hale geldi. Yapay zeka, insanın yapabildiği her şeyi daha hızlı ve daha basit halde yaparken, insanlara ihtiyaçlarının kalmadığını anlayacak boyuta ulaştı.

Tüm bunlar yaşanırken, okulun önemine ne oldu?

Öğrenciler, okullarda kitap üzerinden okudukları tüm bilgilere salise hızında ulaşabilirken, okulun, müfredatın ve daha da önemlisi öğretmenin rolu ne olacak?

Ben bu cümleleri yazarken, işin sadece öğretmenlerin değişimiyle ilgili olmadığını biliyorum. Bir okulda öğretmenlerin tamamı, öğrencilerin 21.yüzyıl becerilerini geliştirmeleri için gece gündüz çalışsa da o öğrencilerin velileri gün sonunda çocuğu denemede kaç puan almış, kaçıncı olmuş onu merak edecektir. İlçesinde Milli Eğitim Müdürlüğü, okuldaki başarılı öğrencilere madalya takmak istediğinde, o okuldaki başarının notla değil, ürettiği teknoloji ve projelerle ölçüldüğünü gördüğünde, o okula yaptırım uygulamayacağının garantisini kim verecektir?

Tüm bunlara rağmen değişimin bir anda olmasa bile ufak etkilerle de olabileceğine inanıp öğretmenlerin 21.yüzyıldaki rollerini karşılaştırmalı olarak burada yazacağım...

ESKİDEN ÖĞRETMENLER...

Müfredata ve konulara hakim olmak zorundalardı. Çünkü o konular sınavlarda çıkıyordu ve o sınavlarda başarılı olmak öğrencilerin tüm yaşamlarını sürdürüyordu. Çünkü insanlar eskiden çalıştıkları ilk işlerinde emekli oluncaya kadar -en az 20 sene- çalışıyorlardı.

ŞİMDİ ÖĞRETMENLER...

İstedikleri kadar müfredata hakim olsun, istedikleri kadar fen lisesine öğrenci göndermek için fotokopi makinelerinde onbinlerce sayfa soru çözsün, gelecek SADECE TEST ÇÖZENLER için hüsrandır. Test çözmek, bir konuya hakim olmak için iyi bir yöntem olsa da gelecekte sadece iyi test çözen olmanın hiçbir karşılığı yok.

BU NEDENLE...

Öğretmenler, öğrencilerin test kaynağı olmamalıdır. Onları gelecek problemlerine hazır insanlar haline gelmeleri için teşvik etmelidir. Öğretmen, yaşadığımız kültürün en büyük sorgulayıcıları oldukları kadar en büyük savunucuları haline gelmelidir. Okullardaki kuralları öğrencilerin dünyaya daha iyi entegre olabilmeleri için düzenlemeli ve en büyük katılıkta bu kuralları uygulamalıdır.

Öğretmen, sürekli gelişmeli, okumalı, araştırmalı ve girişimci olmalıdır.

Ah... Bunları 4 yıllık bir öğretmen olarak HADSİZ bir şekilde buraya yazıyorum.

Kendime soruyorum: "Ben yazdığım gibi bir öğretmen miyim?"...

Bunun yanıtını sanıyorum yaptıklarım verecektir ama yine de gelecekte yetiştirdiğim öğrencilerimle kendimi test edebilirim diye bir fikrim var...

Ha bu arada...

Ülkemizin, 21.yüzyıl becerilerini tanımlama ve bu becerilier ölçmek için yaptığı toplam çalışma sayısı: 0

Evet...

Hiçbir çalışma yok...

Bunu da şurdan öğreniyoruz: CAN SIKICI AMA TEŞHİS KOYAN ÇOK ÖNEMLİ BİR BİLİMSEL ÇALIŞMA

Keyifli okumalar...

#21yüzyılbecerileri #öğretmen #öğretmenlikkanunu #öğretmenlikbecerisi #mustafaoğulcanalımcı #eğitim #eğitimsistemi #türkeğitimsistemi

19 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Son Yazılarım

  • Beyaz Facebook Simge
  • Beyaz YouTube Simgesi
  • Beyaz Instagram Simge