30 Ağustos!

22 gün boyunca gece-gündüz süren ve dünyanın en uzun meydan savaşı olarak bilinen Sakarya Meydan Muharebesi’ni (23 Ağustos 1921-13 Eylül 1921) zaferle kazanmış Türk ordusu, Mustafa Kemal Paşa’nın komutasında 1 yıl boyunca hazırlık yapar. Bu hazırlık oldukça gizli tutulur.

Hatt-ı müdafaa yoktur sath-ı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır!

Hazırlık sürecinde, Mustafa Kemal Atatürk, meclisi daima aktif tutmuştur. Orduyu bitkin ve çaresiz gören muhalefeti ikna etmeye çalışmıştır. Meclis onu 5 Ağustos 1921 tarihinde başkomutan seçerken o bu görevi şu sözlerle nitelendirmiştir : “Ne orada bulunacaksın, ne de burada! Öyle bir yerde bulunacaksın ki, hepsini yöneteceksin. O zaman ‘Ben hiçbirini gereği gibi göremem!’ dersin. Tabii göremezsin, elbet gözlerinle göremezsin! Akıl ve anlayış ile görmen gerekir.”


Atatürk akıl ve anlayışla gördüğü kurtuluş mücadelesinin son askeri safhasının saldırı emrini 6 Ağustos 1922 tarihinde kuvvet komutanlarına bildirmiştir. Ardından Bakanlar Kurulu’nu bilgilendirmiştir.


Muhalifler, ordunun perişan olduğunu ileri sürmektedir. Hatta paşanın yanındaki en inanmışlar bile bu olumsuz düşüncelerden etkilenmişlerdir.


Atatürk 6-7 gün boyunca, mecliste, muhalefete, bu taarruzun gerekliliğini ve başarıyla sonuçlanacağını anlatır ve emir onaylandıktan sonra 13 Ağustos 1922’de cepheye gider.


Atatürk, cepheye gittiği sırada Ankara’dan ayrıldığını gizletir. Herkes Atatürk’ün Ankara’da olduğunu, herhangi bir saldırı hazırlığının olmadığını hatta ve hatta burada basına çay partisi verileceğinin bilgisi verilir ve haberler yaptırılır. Bununla da kalmaz, Doğu’da Atatürk aleyhine isyan çıktığına dair söylentiler yayarlar. 28 Temmuz 1922 tarihinde Futbol maçı izleme bahanesiyle Konya’ya giden ve cephelerin belirlenmesini sağlayan görüşmeleri yapan Atatürk, düşmana yanlış bilgi verilerek süreci başarıyla yürütmüştür. Atatürk, istihbarat yeteneğini ülkenin kurtuluşu için sonuna kadar kullanır ve Yunan düşman askerleri ve komutanı herhangi bir tehdit hissetmez.


Atatürk’ün emriyle, tüm ordumuz sessizce ve gizlice cephede yerini alır. Ordumuz geceleri hareket eder, çalılıkların ve ağaçların arasında uyur ve hendekler gizlice ve sessizce kazar.


Atatürk, saldırı emrini Türk’ün Anadolu’ya girişi olan 26 Ağustos 1071 tarihinde vermişti. 1071’de Anadolu’ya giren Türk, zorla, köhne politikalarla ve hainliklerle dolu süreçlerden sonra yurtsuz bırakılmak istenmekte, fakat dünyanın en büyük dâhisi tarafından 851 yıl sonra yeniden Türk yurdu haline gelmesi için son bir savaş vermekteydi.


26 Ağustos 1922’de saat 05.30’da Kocatepe’de topçu ateşiyle başlayan harekatımız, 30 Ağustos 1922 günü Yunan Ordusu Generali Trikopis’in esir alınmasıyla kesin zafere ulaşılmıştır.


Mustafa Kemal Paşa, kazanılan zaferi uluslararası kamuoyunda duyurmamaya özen göstermiştir. Bunun sebebi ise, kaybeden Yunan ordusunun yeniden destek alıp saldırma ihtimali ve yine Yunan ordusuna İngilizler tarafından yardım yapılma ihtimalidir. Atatürk, milletini hiçbir zaman uçuk ve ayarsız fantezilerin kurbanı etmemiştir. Plansız ve hazırlıksız hiçbir işe kalkışmamıştır. Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra 1 yıl boyunca ordusunu güçlendirmiş, Türk Milletini zafere inandırmak için uğraşmıştır.


Bu sırada İstanbul’dan 5 Eylül 1922’de meclisimize Ateşkes çağrısı yapılmıştır. Atatürk de aynı gün 3 şart sağlanırsa Ateşkes olacağını belirten “Başkomutan” imzalı bir telgraf göndermiştir. Bu şartlar;


1. Ateşkes tarihinden başlayarak on beş gün içinde Trakya 1914 sınırlarına kadar kayıtsız şartsız TBMM hükümetinin sivil memurlarına ve askeri kuvvetlerine teslim edilmiş olacaktır.


2. Yunanistan’daki tutsaklarımız on beş gün içinde İzmir, Bandırma ve İzmit limanlarında teslim olunacaktır.


3. Yunan hükümeti üç buçuk yıldan beri Anadolu’da yaptığı ve yapmakta olduğu yıkımı onarmayı şimdiden üstlenecektir.


Bu telgrafın ardından Yunan başkonsolosluğu Atatürk ile görüşme teklif etmiş, Paşa da 9 Eylül 1922’de Kemalpaşa’da görüşebileceğini bildirmiştir. Atatürk, bu tarihte orada bulunmuş fakat görüşmek isteyenlerin orada olmadığını söylemiştir. Çünkü ordumuz tüm düşman Yunan ordusunu İzmir’den denize dökmüştür.


Bu zaferin ardından Atatürk şu sözleri söylemiştir:


“Her evresiyle düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekat, Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek güç ve kahramanlığını tarihte bir daha belirleyen çok büyük bir eserdir.


Bu eser, Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtıdır. Bu eseri yaratan bir ulusun çocuğu, bir ordunun başkomutanı olduğum için sonsuza kadar mutlu ve bahtiyarım.”


Son Söz...


Bahtiyar ol paşam!


81 yıl önce bedeninin göçüp gittiği bu hayatta senin fikirlerinle doğan, büyüyen, yaşan bir ulusun var! Aldığı darbelerden daha güçlü çıkan, seni yok sayanların yarattığı felaketlerden sonra sana daha çok sarılan bir milletin var! Hiçbir zaman mutluluğun ve bahtiyarlığın, ruhunu terk etmesin! Bu vatan, mutlu ve bahtiyar insanların yaşadığı topraklara dönüşecek! Bu da ancak senin ilkelerinle olacak!


Başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, vatan uğruna çalışan, gazi olan ve şehit tüm insanlarımıza rahmet diliyor, 30 Ağustos Zafer Bayramımızı YÜREKTEN KUTLUYORUM!

#30ağustos #zaferbayramı #atatürk #mustafakemal #atatürkünçaypartisi #büyüktaarruz #dumlupınar

15 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Son Yazılarım

  • Beyaz Facebook Simge
  • Beyaz YouTube Simgesi
  • Beyaz Instagram Simge