Aryavarta Belediyesinde İşçi Zammı Görüşmeleri

"Çok Yaşa Aryavarta!"


Aryavarta'nız batsın emi!


Netflix'te yeni bir dizi gördük Derya ile. Adı "Leila". Tabi konu Hindistan olunca Deroşun hemen ilgisini çekti ve başladık diziyi izlemeye.


Yine bir distopya dizisi. Prayaag Akbar'ın 2017'deki "Leila" isimli romanının dizi uyarlaması. Önden bilgi (spoiler) vermeden konuyu size şöyle özetleyebilirim:


Hindistan'da belli bir kaynak krizi var. Ama bence dünyada var. Çünkü Hindistan'ın belli bölgelerine yağmur yağmıyor ve yağsa bile siyah bir sıvı şeklinde yağıyor. Su kıtlığı başta olmak üzere, yemek kıtlığı ve hava kirliliği sorunu var. Ülke parçalara bölünmüş ve büyük bir bölümünü "Aryavarta" denilen ülke oluşturuyor. İnsanlar kategorilere göre ayrılmış. Burada kast sistemini görmek de mümkün. Her an herkes gözetleniyor. "Saflık"tan çokça söz ediliyor. "Saf" olmanın tek yolu da Aryavarta'nın kanunlarına ve propagandalarına boyun eğmekle mümkün. Kuzey Kore ve diğer komünist ülkelerin iddia edilen kapalı kutu durumu gibi bir yönetim söz konusu. Dini ögeler var ama daha çok propaganda ön planda. Varoş kesim dedikleri "Doshi"ler de tabi durmuyor ve direniş başlatmak için bir çok yola başvuruyor.

Genel dizi böyle. Hikaye "Shalini" adlı bir kadının etrafında dönüyor. Bu kadın da önceden iyi bir hayat yaşarken, melez çocuk yani bir Müslüman ile evlenip çocuk doğurduğu için alınıp, Aryavarta'da sadece kadınların çalıştırılıp, saçma sapan ritüeller yaptırılarak güya saflaştırıldığı bir yerde alıkonuyor. Tabi aklı fikri kızı Leila'da. Leila'yı bulmanın peşinde bir çok olay yaşıyor ve mücadele veriyor.


Peki nedir bu zam olayı?


Dizide işçilik en alt düzey kategorilerin yapacağı iş. Ben de Aryavartalı işçilerin aramalarında görülmek için başlığı böyle yaptım. Çünkü dizide teknoloji de bol bol kullanılıyor. Ama Aryavarta işçilerinin maaşlarına zam olacağını sanmıyorum. Çünkü henüz maaşları yok. Su bile zor buluyorsunuz ne maaşı...


Bu arada "Hayırdır Netflix'ten para mı alıyorsun Mustafa hocaa!" diyecek olursanız ben de buna ancak "amiiiin" derim.

ÇALAN BU OKUL ZİLİ; TÜM SEVENLERE, VELİLERE, LİSEYİ ZAR ZOR; ÜNİVERSİTEYİ İSE EN DÜŞÜK NOTLARLA BİTİRİP ÖĞRENCİLERİNE "FEN LİSESİ KAZANMAZSANIZ HAYATINIZ MAHVOLUR, BİTER!" DİYEN ÖĞRETMENLERE VE "ALT KATLA BEN İLGİLENMİYORUM ÜST KATA DA ÇIKAMAM YÜKSEKLİK KORKUM VAR, BUGÜN DE ZATEN HASTAYIM!" DİYEN HİZMETLİLERE GELSİN!


8 Eylül Pazar günü akşamı, öğrenci görüntüleri, teneffüs zili sesi ve çocuk çığlıkları eşliğinde "Yarın ziller 18 milyon öğrenci için çalacak!" başlığında haberler göreceğiz.


Böyle bir zil mi kaldı arkadaş?

Yaz tatiline girmeden önce Kasım ve Nisan aylarında 2 tane ara tatil yapılacak. Bu iki ara tatilin amacının, uzun yaz tatillerini kimi öğrencilerin verimli geçirirken kimi öğrencilerin hiçbir şey yapmaması ve sonunda fırsat eşitsizliğinin ortaya çıkması olduğu söylendi.


Milli Eğitim Bakanlığımıza göre -ki burada alınan kararların hiçbiri öğretmenlere sorulmaz- (1 milyon öğretmen 1 milyon fikir projesini bana söylemeyin lütfen...) neyse...


Milli Eğitim Bakanlığımıza göre, öğrenciler çok uzun tatil yapıyor ve bu da onların bir sonraki sene adapte olmalarını engelliyor.


Peki tatili kısaltmak çözüm mü? Bu konuda benim görüşüm nedir?

Önemli olan kısa ya da uzun tatiller değildir. Tatil kavramı zaten sanayi devriminde ortaya çıkmış ve yaz tatilinde tarladaki hasadın toplanması üzerine oluşturulmuştur. Şubat tatili de, ağır kış koşullarından öğrencinin etkilenmemesini sağlamak içindir. Şuan yaşadığımız tatiller, sanayi devriminden bu yana üretim ekonomisinin çarklarını döndürmek üzerine tasarlanmış çok da mantık bir uygulamadır. Fakat artık bu durum değişti. 18 Yaşına kadar oturduğu sırada bir müfredatın seyircisi olmuş öğrenciye ne kadar tatil yaptıracağımızı değil, o çocuğun 18 yılda topluma ne kadar fayda sağlayacağı konusunu konuşmalıyız. Yoksa yapılan her şey basit bir siyasi propaganda olarak kalır...

Önceki yazılarımda belirttim. Gördüğüm her gence söylüyorum. Gelecek okullarda görülen dersler gibi olmayacak. Geleceği tasarlayan olmamız gerek. Bunun için de önce geçmişi, sonra bugünü iyi anlayıp geleceğe, Türkiye olarak neler katacağımızı tartışıp, harekete geçmeliyiz. Yoksa Atatürk'ün sözleriyle gaza gelip, tüketici yaşamımıza devam ederiz.


Unutmayalım; ekonomik olarak güçlenmeliyiz. Biz tembel olamayız. Arabistan olabilir. Onların petrolü var ve dünyaya verdikleri zarar ortada. Ama bizim yok. Bu nedenle biz zenginleşmeli, üretmeli ve medeni dünyaya kendimizi ispatlamalıyız!



EYLÜL AYI, SONBAHAR VE YENİ BAŞLANGIÇLAR...


En sevdiğim ay Aralık'tır. Çünkü yeni bir yıla girmek için son aydır.

En sevdiğim ikinci ay Eylül'dür. Çünkü yeni bir okul dönemine girilir.

En sevdiğim üçüncü ay Mart'tır. Çünkü Bahar mevsiminin başlangıcıdır.


Başlangıçlar, harika bir enerji içerir! Bu enerjiyi iyi kullanmak gerekir.


Bir proje en çok fikir aşamasındayken heyecan uyandırır. Bu enerji, fikir gerçeğe dönüşmeye başladığında gidiyor. Girişimlerin 10.000'de 10'u hedefine ulaşıyor. İnşaatlar yarım kalıyor, hayaller terk ediliyor... Kaynak


Peki neden?


Çünkü strateji yok. Strateji varsa da hayal yok!


Bir hedefin gerçeğe dönüşmesi için, strateji gerekiyor. Strateji bir araba ise, yakıtı da hayallerdir! Heyecan veren hayaller! Projeler ve işler, uygulamaya geçildiğinde yılgınlıklar hayallerle son bulur.


Eylül ayı güzel bir başlangıç olsun... Bol bol hayal kurun çocuklar, gençler, büyükler!


Alın kahvenizi, sararıp düşen yapraklara dalın... Bir deftere sizi heyecanlandıran tüm hayallerinizi yazın! Ama harekete geçmeyi de unutmayın!


Sevgilerle...




#aryavarta #netflix #okullar #açılıyor #eylül #başlangıç #sonbahar

73 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Son Yazılarım

  • Beyaz Facebook Simge
  • Beyaz YouTube Simgesi
  • Beyaz Instagram Simge